İstanbul’un üçüncü boğaz köprüsü Yavuz Sultan Selim: özellikleri, yapımı ve etkisi

İstanbul’un üçüncü boğaz köprüsü Yavuz Sultan Selim’in ölçeği, tasarımı ve yapımı; trafiğe, lojistiğe ve ekonomiye etkileriyle detaylarıyla inceleniyor.

İstanbul’da her köşe tarih solurken, bugünü temsil eden bir yapı öne çıkıyor. Boğaz geçişlerinden söz açıldığında adı her zaman ilk sıraya yazılmasa da yazılmayı hak ediyor: kentin üçüncü boğaz köprüsü Yavuz Sultan Selim, Avrupa ile Asya’yı birbirine düğümleyen, kıyıdan kıyıya bir bağlantıdan çok daha fazlası; Türkiye için sahici bir gurur kaynağı.

Neden üçüncü bir köprüye ihtiyaç vardı

Her gün milyonlar yolları dolduruyor; mevcut Boğaz köprüleri sınırına yıllar önce dayanmıştı. Bu yüzden 2013’te, imparatorluğun sınırlarını genişleten Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in adını taşıyan yeni bir geçişin yapımına başlandı. Amaç netti: özellikle merkezin çevresinden ilerleyenler için hızlı, zahmetsiz bir güzergâh.

Onu benzersiz kılan ne

Ölçeğini abartmak zor. Köprü iki kilometreyi aşkın bir uzunluğa uzanıyor; ana açıklığı 1.408 metre. En çarpıcı veri ise şu: neredeyse 60 metre genişliğiyle dünyanın en geniş köprüsü ve sekiz şeritli bir otoyoldan bile daha geniş.

Kendi sınıfının en yükseği olan yapılar arasında yer alıyor; kuleler 322 metreye yükseliyor ve anteni hesaba katılmadan Eyfel Kulesi’ni geride bırakıyor. Belki de en şaşırtıcı ayrıntı, otomobillerle trenlerin aynı seviyeyi paylaşması; tasarımın iddiasını açık eden nadir bir tercih.

Nasıl inşa edildi

Proje, Fransa ve İsviçre’nin de aralarında bulunduğu çeşitli ülkelerden uzmanları bir araya getirdi; inşaatı ise Türk ve İtalyan şirketleri üstlendi. Yaklaşık üç yılda tamamlanan köprü Ağustos 2016’da açıldı. Yapıda yüz binlerce ton beton ve çelik kullanıldı; toplam maliyet yaklaşık 3 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Kente nasıl hizmet ediyor

Sürücüler artık Boğaz’ı geçmek için İstanbul’un merkezine dalmak zorunda değil. Bu, özellikle kamyonlar ve şehirler arası otobüsler için büyük avantaj. Geniş bir çevre bağlantısının parçası olarak köprü, sıkışıklığı belirgin biçimde hafifletti ve trafiği hızlandırdı.

Bugün o, bir yoldan ibaret değil. Türkiye’nin altyapısının kilit unsurlarından biri haline geldi ve uluslararası yük hatlarını dahi şekillendirme potansiyeli taşıyor. Malların hareketini kolaylaştırarak ekonomiyi destekliyor; Boğaz’ın üzerinde kurduğu siluet ise İstanbul’un neler inşa edebildiğine dair kendinden emin bir cümle gibi okunuyor—kentin gönül rahatlığıyla sahip çıkacağı bir dönüm noktası.