Dağıstan’daki kadim Gamsutl’u keşfedin: iki bin yıllık tarih, efsaneler, son sakinin hikâyesi, zorlu yürüyüş rotası ve bu kırılgan mirasın korunması için çağrı.
Dağıstan’ın dağlarının yükseklerinde etkileyici bir yer saklı. Artık kimse yaşamıyor, ama κάθε taş sanki birinin hikâyesini taşıyor. Burası, çoktan terk edilmiş kadim köy Gamsutl. Geçmiş ile şimdi arasında asılı duruyor; sessizliği, bir zamanlar bu yamaçlarda atan hayatı hatırlatıyor.
Araştırmacılar Gamsutl’un yaklaşık iki bin yıllık olduğunu tahmin ediyor. Burada bulunan, eski bir dilde yazıtlar taşıyan kadim mezar taşları bu yaşa işaret ediyor. Adı Avarcadan ‘han kalesinin eteklerinde’ diye çevriliyor; bu da bir zamanlar buranın büyük önem taşıdığını düşündürüyor.

Daha geçen yüzyılda Gamsutl capcanlıydı: okul, hastane, mağaza, hatta posta ofisi ve bir doğumevi vardı. Evler dağ yamacına tutunuyor, kimileri iki ya da üç kat yükseliyordu; çatıları toprak ve ahşaptandı. Daha varlıklı ailelerin içeriden merdivenleri, balkonları ve rahat oturma odaları bulunuyordu.
1950’lerden itibaren insanlar göç etmeye başladı—önce gençler, ardından yaşlı kuşaklar. 1970’e gelindiğinde yaklaşık 200 kişi kalmıştı; 2002’de ise yalnızca 17. Son sakini Abduljalil Abduljalilov, 2015’teki ölümüne kadar burada tek başına yaşadı. Rakamlar, sanki yavaş bir vedayı anlatıyor; her on yıl köyün sesini biraz daha kısıyor.
Gamsutl’da farklı dönemlere ait buluntular ortaya çıktı: Hristiyan haçları, Arapça yazıtlar ve Davud Yıldızı’nı andıran semboller. Bir arada düşündüğünüzde, farklı inanç ve kültürlerden insanların bir zamanlar bu mekânı paylaştığını ima ediyorlar.

Gamsutl’u efsaneler sarıp sarmalıyor. Bir anlatı, düşmanları bir kadın liderin bir boğaza çektiğini; çarpışmanın ardından bir nehrin kıpkırmızı aktığını ve Kızıl Nehir diye anıldığını dile getirir. Başka bir hikâye, İmam Şamil’in suçluları buraya sürgüne gönderdiğini ve halkın bu yere ‘Şamil’in Sibirya’sı’ lakabını taktığını aktarır. Bu efsaneler, sanki coğrafyaya kazınmış dipnotlar gibi duruyor.
Bugün Gamsutl gezginleri çekiyor. Çarpıcı kalıntıları ve ufku kaplayan dağ manzaralarıyla sık sık Kafkasların Machu Picchu’suna benzetiliyor. Oraya varmak kolay değil: yokuş yukarı yürümek gerekiyor; yine de bu çaba ziyaretçileri pek yıldırmıyor.
Artan ilgi kaygıları da beraberinde getiriyor. Birçok ev yıkılıyor ve ziyaretçiler istemeden de olsa kalanı zedeleyebiliyor. Şimdilik alanı çürümekten koruyacak bir program yok; ziyaretçi ilgisi ile kırılganlık arasındaki denge şimdilik hassas. Bir plan olmadığında hayranlık, erozyona dönüşebiliyor.

Gamsutl, etkileyici bir harabeden ibaret değil. Dağıstan tarihinin canlı bir parçası; bu yamaçları bir zamanlar yuva belleyen insanların gündelikleri, ustalıkları ve kültürlerini hatırlatıyor. Tırmanamasanız bile böyle yerlerin var olduğunu bilmek kıymetli; belleğin ipliğini koparmadan tutuyor. Korunması gerektiği konusunda tereddüt bırakmıyor.
Bu köy kelimesiz bir kitap gibi. Sessiz, ama bu sessizlik çok şey anlatıyor.