18. yüzyılda Londra’yı sarsan Cin Çılgınlığı: ucuz alkolün yükselişi, Hogarth’ın Beer Street ve Gin Lane’i, 1751 Yasası ve çayın sahneye çıkışı. Dersler.
1700’lerde Londra’yı tuhaf ve huzursuz edici bir dalga sardı. Kent, başta cin olmak üzere alkole kapıldı. Her yerde dökülüyor, her köşede satılıyordu; etkileri öylesine ağırdı ki bugün hâlâ anılıyor. Bu dönem Cin Çılgınlığı olarak bilinir ve otuz yılı aşkın sürdü.
Cin’in yükselişini politika tercihleri tetikledi. Yetkililer Fransız içkisi ithalatını kısmak ve yerli üreticiyi desteklemek istiyordu. Cin bu hedefe uyuyordu: ucuzdu, sertti, üretimi kolaydı. Üstelik satmak için ruhsat gerekmiyordu; isteyen herkes satabiliyordu.
1730’a gelindiğinde Londra’da cin alınabilecek yaklaşık 7.000 nokta vardı; yıllık üretim 10 milyon galona ulaşmıştı. Bu içki seçkinlere değil, sıradan insanlara aitti; erkekler, kadınlar ve hatta çocuklar bile içiyordu.
Bu kadar kolay erişim beraberinde dertleri getirdi. İnsanlar ölçüyü fazlasıyla kaçırmaya başladı. Suç arttı, aileler dağıldı, birçok kişi onurunu koruyamaz hale geldi. Cin hızlı bir kaçış vadediyor, ama teselliden çok zarar getiriyordu.
1751’de sanatçı William Hogarth bu yarılmayı iki baskıda yakaladı. Beer Street’te insanlar çalışıyor, gülümsüyor; hayat akıp gidiyor. Gin Lane ise karanlık bir ayna: sokaklarda yığılan sarhoşlar, çocuğunu düşüren bir anne, yıkılmanın eşiğindeki binalar. Bu karşıtlık bugün bile nice rapordan daha ikna edici ve bu imgeler dönemin kalıcı sembollerine dönüştü.
Düzeni yeniden kurma girişimleri geldi, ancak başarı yavaştı. Yirmi yıl içinde yasa yapıcılar cin satışını dizginlemek için beş yasa çıkardı. 1736’da pahalı ruhsatlar ve ağır vergiler getirildi; bu da yalnızca karaborsayı körükledi—cin “ilaç” kılığında geri döndü.
Gerçek dönüşüm 1751 Yasası’nın ardından geldi. Küçük perakendecilerin damıtılmış içki satması yasaklandı, denetim sıkılaştırıldı, dağıtım ciddi biçimde kısıtlandı. Ardından üretim çöktü: 1743’te 18 milyon galondan sekiz yıl sonra iki milyonun altına.
Rüzgârı tersine çeviren yalnızca yasalar değildi. Tahıl pahalandı, gelirler düştü, zevkler değişti. Cin cazibesini yitirirken çay Britanya’nın gündelik hayatına yerleşti. Değişim yalındı: bir kadeh cin yerine bir kupa çay.
Cin Çılgınlığı, “sarhoş” bir Londra hikâyesinden fazlası; bir uyarı. Sıkıntı geniş kitleleri vurduğunda ve sert içki ulaşılabilir olduğunda, tahribat derinleşiyor. Ama asıl nokta şu: denetim, sağduyu ve bir parça özen el ele verdiğinde dönüşüm mümkün.
Bugün cin yeniden revaçta, ama başka bir kılıkta: unutuşun değil, barlarda şıklığın içkisi. Geçmişin hâlâ kulak verilmesi gereken dersleri olduğuna bakılırsa, hikâye kapanmış değil.