Evlerin ve kütüphanelerin içinden geçen sınırları keşfedin: Hollanda-Belçika’daki Baarle, ABD-Kanada’daki Derby Line ve Sebatik Adası’nda iki ülkede yaşam.
Bir ülkede kahvaltıyı pişirip başka bir ülkede sofraya oturduğunuzu düşünün. Yatak odanızın eşiğinden bir adım atıyorsunuz; hâlâ evdesiniz ama çoktan yurtdışındasınız. Bazı kasabalar için bu bir hayal değil, çünkü ulusal sınır insanların evlerinin içinden geçiyor.
Çoğu uluslararası sınır kendini net, resmi çizgilerle gösterir: bariyerler, bayraklar, görevliler. Ama bu düzenli tablo kimi yerlerde bozuluyor. Bir avuç kasaba ve köyde bölücü hat, binaların ortasından geçiyor — evler, dükkânlar, hatta kütüphaneler ikiye bölünüyor.
En bilinen örnek, Hollanda ile Belçika arasında bölünmüş Barle kasabası. Burada sınır, çizgiden çok bir ağ gibi davranıyor; sokaklarda dolanıyor, avluları ve çitleri aşıyor, hatta evlerin orta yerinden süzülüp geçiyor.
Barle’de bir oturma odası bir ülkede, yatak odası ötekinde olabilir. Belirleyici olan ön kapının konumu. Yerel kurallara göre kapı Belçika tarafına açılıyorsa, yapının yarısı Hollanda’da olsa bile ev Belçikalı sayılıyor.
Yön bulmayı kolaylaştırmak için sokaklara ve hatta binaların içine özel işaretler boyanmış: beyaz çarpılar ve “NL” (Hollanda) ile “B” (Belçika) harfleri. Bazen bu işaretler bir kafenin zeminini ya da bir yatak odasının tam ortasını ikiye bölüyor.
Barle, evlerin sınırı aştığı tek nokta değil. Malezya ile Endonezya arasındaki Sebatik Adası’nda, mutfağı bir ülkede, salonu diğerinde olan bir ev bulunuyor.
Kuzey Amerika’daki Derby Line kasabasında ise ABD ile Kanada sınırı bir kütüphane ve tiyatroyu da ikiye bölüyor; ziyaretçiler yalnızca holü geçerek bir ülkeden ötekine adım atıyor.
Çizginin üzerinde yaşamak küçük ayrıntılara dikkat etmeyi gerektiriyor. Barle’de iki postane çalışıyor; bazı evlerin iki adresi ve iki posta kutusu var. Sakinler, evlerinin hangi ülkeye dahil olduğuna göre kamu hizmetlerini ve vergileri ödüyor.
Neyse ki Avrupa’da bu sınırlar pek baş ağrıtmıyor: Hollanda ve Belçika, Avrupa Birliği ve Schengen Alanı içinde; sıkı kontroller yok. İnsanlar ileri geri rahatça geçiyor, bir adım fazla attı diye ceza endişesi taşımıyor — günlük hayatı ya pürüzsüz ya da zahmetli kılmanın çoğu zaman politika tercihi olduğunu hatırlatan küçük bir örnek.
Başka yerlerde, komşuluk ilişkilerinin daha karmaşık olduğu durumlarda, böyle evler kolayca çekişmelere yol açabilir. Yine de Sebatik’te, sınır evin tam ortasından geçse bile insanlar yan yana yaşamayı sürdürüyor.
Bu kasabalar çoğu zaman ilginç birer cazibe merkezine dönüşüyor. Barle’de sınırın bir restoranı ya da vitrinini nasıl yardığını izleyebilirsiniz. Ziyaretçiler, bir ayak Hollanda’da diğeri Belçika’da poz vermekten keyif alıyor.
Yerel halk bu ilgiyi çoktan kanıksamış durumda. Hatta bu sıra dışı gündelik hayatı anımsatan hediyelikler de üretiyorlar.
Sınır bir evin içinden geçtiğinde, haritadaki çizgi olmaktan çıkıp günlük rutinin parçasına dönüşüyor. İnsanlar burada hayatı “orada” ve “burada” diye bölmeden yaşıyor; çoğu zaman aynı anda iki ülkede.
Bu tür yerler şu düşünceyi de akla getiriyor: Belki zamanla sınırlar, engeller değil buluşma noktaları gibi hissedilecek. Duvarların durduğu yerde köprüler belirebilir — mutfağın tam ortasından geçse bile.