Atlantis efsanesinden Hazar Denizi’ndeki hayalet adaya kadar, kaybolan adaların bilimsel nedenlerini keşfedin: çamur volkanları, erozyon ve yükselen denizler.
Atlantis. Tek başına, bir gecede yutulan kayıp bir uygarlığın hayalini çağrıştırır. Masal gibi gelir — zaten özünde de öyledir. Ama şaşırtıcı olan şu: bugün bile adalar gerçekten yok oluyor. Efsanelerde değil, yaşadığımız dünyada. Gerçek her zamanki gibi efsanelerden biraz daha karmaşık.
2023’ün başında Hazar Denizi’nde uyarı vermeden küçük bir ada belirdi. Hiçbir haritada yoktu, kimse inşa etmemişti — Kumani Bank çamur volkanının patlamasının ardından yükseldi. NASA bilim insanları onu uydu görüntülerinde fark etti. Ama sevinç kısa sürdü: 2024’ün sonuna gelindiğinde ada yeniden kayboldu. Deniz suyu kırılgan yüzeyini kemire kemire neredeyse silip süpürdü.
Bu, doğanın bir ada yaratıp sonra geri aldığı ilk örnek değildi. Yine de bu sahne, özellikle daha yeni yükselmiş toprakların ne kadar narin olduğunu sessizce hatırlatıyor gibiydi.
Bazen adalar yalnızca kâğıt üzerinde kaybolur. On yıllar boyunca Sandy Island, Avustralya ile Yeni Kaledonya arasında haritalarda durdu. Araştırmacılar koordinatlara vardığında açık denizden başka bir şey bulamadı. Eski bir hataydı; resmî olarak silinene kadar haritalarda asılı kaldı.
Benzer bir hikâye Meksika Körfezi’ndeki Bermeja için de anlatılır. 16. yüzyıldan beri kayıtlarda yer alır, fakat modern araçlar onu bir türlü bulamadı. Gerçekten var olup olmadığı belirsiz; büyük olasılıkla bir başka kartografik yanılgı.
Adalar bazen sahiden de kaybolur. 2018’de bir kasırga, Hawaii yakınlarındaki East Island’ı yerle bir etti. Bir anda suya gömülmedi belki, ama hasar geri döndürülemezdi — kara neredeyse tamamen silindi.
Nedenler değişiyor: fırtınalar, erozyon, yükselen denizler. Hepsi burada ve şimdi yaşanıyor. Örnekler artıyor ve bir zamanlar üzerinde yaşam olan bazı adalar artık yaşanamaz hâle geldi. Bu bir harita hatası değil; sert bir gerçek.
Atlantis efsaneleri hâlâ hayal gücünü kımıldatıyor. Gerçekte ise tablo başka: Adalar bir gecede, hele ki şehirleriyle birlikte yok olmuyor; ama denize doğru çekiliyorlar. Bu konuda kuşku payı pek az.
Bugün kaybolan adalar bir efsaneden çok bir sınav. Artık hayal ürünü değil; yer bilimi uzmanlarının, iklim bilimcilerin ve doğadaki değişimin izini süren herkesin günlük mesaisi.
Olabilir. Ancak bir efsane değil; Pasifik ya da Hint Okyanusu’nda yavaş yavaş suyun altına kayan bir başka ada olurdu. Bu olasılık giderek daha somut bir tehdit olarak konuşuluyor — özellikle alçak kıyılarda yaşayan ülke ve topluluklar için.
Artık Atlantis’i aramıyoruz. Gözümüzün önünde karanın geri çekilişini izliyor ve yalın bir soru soruyoruz: sırada kim var? Bu geçmişe dair bir anlatı değil; tam şimdi, gözlerimizin önünde olup bitenlerin hikâyesi.