Mangistau’da kayaya oyulmuş Shakpak-Ata yeraltı camisi

Shakpak-Ata yeraltı camisi: Mangistau’nun gizli mabedi
By Yakov Fedorov - Own work, CC BY-SA 4.0, Link

Aktau yakınındaki Shakpak-Ata yeraltı camisi, kayaya oyulmuş kutsal bir mekân. Mangistau’da nekropolü, efsaneleri ve sessiz atmosferiyle keşfedilmeyi bekliyor.

Batı Kazakistan’da, tozlu bozkırla solgun Mangistau kayalıklarının arasında, pek az kişinin kulağına çalınmış bir yer duruyor. Kayaya doğrudan oyulmuş Shakpak-Ata yeraltı camisi; ne bir turistik durak ne de bir müze, daha çok yüzyılların inançla buluştuğu, taşın sıcak sükûneti.

Nerede ve neden önemli

En yakın şehir Aktau. Oradan yol Tyub-Karagan Yarımadası’na kırılıyor. Kireçtaşı tepelerin arasında Shakpak-Ata yükseliyor: minaresi olan alışıldık bir yapı değil, kayanın içinde saklı bir sığınak. Farklı kaynaklara göre 10. ile 16. yüzyıllar arasında bir dönemde yapılmış; kesin tarih belirsizliğini koruyor.

Cami, Kazakistan’ın kültürel mirasının bir parçası ve devlet koruması altında. Hemen yanı başında bir nekropol yer alıyor; bu topraklarda yaşamış farklı dönemlerin ve toplulukların insanları burada ebediyete uğurlanmış.

Yeraltı camisinin düzeni

Planı bir haçı andırıyor: ortada bir ana salon, dört yanda yan odalar. Işık, kubbedeki bir açıklıktan içeri süzülüyor; elektrik olmasa da mekân aydınlık kalıyor. İnce ince düşünülmüş bir düzen hissi veriyor; oysa büyük olasılıkla karmaşık aletler olmadan, elde oyularak yapılmış.

Duvarlarda eski yazılar ve imgeler var: Arapça, Farsça ve Türk dillerindeki yazılar; atlar, biniciler, el izleri ve desenli motifler. Kimileri dua etmek, kimileri şifa aramak ya da sadece bir iz bırakmak için gelenlerin bıraktığı işaretler bunlar.

Shakpak-Ata kimdi

Adını neredeyse hiçbir şey bilinmeyen bir kişiden alıyor: Shakpak-Ata. Rivayete göre kayada yaşayan, insanlara yardım eden, şifa dağıtan ve yol gösteren bir derviş ya da zahitti. Zamanla etrafında efsaneler birikmiş—onu bir Sufi sayan da var, bir şifacı diyen de—resmî kaynaklar ise bundan fazlasını söylemiyor.

Burası kutsal addedilmiş. İnsanlar dilekleri ve yakarışlarıyla gelmiş; burada bedene ya da ruha iyi gelen bir esenlik bulabileceklerine inanmışlar. Sessizliğin, mekâna ağırlığını veren asıl şey olduğu duygusu kolayca yerleşiyor.

Yakındaki mezarlık

Camiyi hemen kıyısında kadim bir mezarlık karşılıyor. Taş başlıklar, bu bozkırdan geçmiş hayatlara dair işaretler barındırıyor. Yazı stilleri ve mezar biçimleri, yolları burada kesişen kültürlere işaret ederek, alana derin bir hatırlayış ve saygı hâli katıyor.

Burasını farklı kılan

Kazakistan’da buna benzeyen cami pek yok. Sadece bir anıt değil; hâlâ yaşayan bir mekân. Ne kalabalıklar var, ne bağıran tabelalar, ne de hediyelik tezgâhları. Rüzgâr, taş ve sessizlik. Ve o sessizlik, buranın derinliğini taşıyor gibi.

Shakpak-Ata yalnızca dinle ya da yalnızca geçmişle ilgili değil. Daha öz bir şeyi arayan insanların hikâyesi bu. Fotoğraflar, anlatılar ve düşünceler aracılığıyla, uzaktan bile hissedilebilecek bir hafıza.

Neden bilinmeye değer

Bu tür yerler, asıl olanın her zaman göz önünde durmadığını hatırlatıyor. Bazen gerçek hikâye bir kartpostalda değil; tozlu bozkırda, bir kayanın içinde, internetten ve çekimden uzak bir noktada saklı.

Shakpak-Ata, içine sessizliğin yerleştirildiği taş. Ve belki de o sessizlik, her sözden daha gür konuşuyor.