Norveç’teki Longyearbyen ve Japonya’nın Miyajima adasında “ölmek yasak” iddiasını inceliyoruz: permafrost, gelenek ve gerçekler. Mit mi, yasa mı, pratik mi?
İnternet, insanı şaşırtan hikâyelerle beslenir. Norveç’te ölmenin yasak olduğu bir kasabadan ya da hem doğumun hem ölümün engellendiği bir Japon adasından söz eden iddialara muhtemelen denk geldiniz. Kulağa bilim kurgu gibi geliyor—peki gerçekten öyle mi?
Gerçeğin nerede bittiği, derli toplu bir efsanenin nerede başladığı ilk bakışta anlaşılmıyor. Küçük ipucu: mesele sandığınız kadar basit değil.
Arktik’in kalbinde, Spitsbergen takımadalarında, dünyanın en kuzeydeki yerleşimlerinden biri olan küçücük Longyear kasabası bulunuyor. “Orada ölmek yasak” iddiası en çok bu yerle anılıyor.
Nedeni permafrost, yani kalıcı don. Toprak o kadar derinlere kadar donuk ki bedenler çözünmüyor. Bu bir abartı değil: yıllar önce buraya gömülen bir kişinin bedeninde, 1918’de dünyayı kasıp kavuran İspanyol gribine ait izler tespit edilmiş ve risk net biçimde görülmüş.
O günden beri Longyear’da defin yapılmıyor. Biri hayatını kaybettiğinde naaş Norveç anakarasına gönderiliyor. Durumu ağır olanlar ise genellikle önceden sevk ediliyor. Kasabada huzurevi de yok, büyük bir hastane de. Yani “ölmek” resmen yasak değil; sadece son bölümün başka bir yerde yaşanması için düzen kurulmuş.
“Ölüm yasağı” anlatısı da böyle kök saldı: bir kanundan değil, acımasız koşullara verilmiş pratik bir yanıttan söz ediyoruz.
Japonya’da kutsal sayılan Miyajima adası var. Ünlü bir tapınağa ev sahipliği yapan bu ada, yüzyıllardır süren gelenekleriyle biliniyor. Bu geleneklerden biri, adayı “kirletebilecek” her şeyden—doğum ve ölüm dâhil—kaçınmayı amaçlıyor.
Eskiden, doğumu yaklaşan kadınlar ve ağır hastalar önceden adadan çıkarılırdı. Bunu zorunlu kılan bir yasa yoktu; dini geleneğe saygı vardı.
Bugün Miyajima’da ölümü yasaklayan özel bir kural ya da kanun bulunmuyor. Yine de anlatı yaşamaya devam ediyor. Nice yazı, burada ölümün yasak olduğunu tekrarlayarak fikri büyüleyici bir efsaneye dönüştürüyor—merak uyandırıcı, ama tam isabetli değil.
“Bu kasabada ölemezsiniz” diyen bir manşet, “burada defin yapılmıyor çünkü çok soğuk” ifadesinden çok daha çekici. Longyear ve Miyajima hikâyelerinin bu kadar yayılmasının nedeni biraz da bu.
Birinde devreye giren güç sert bir iklim; diğerinde kültürel bir gelenek. İkisinde de birinin ölmesini engelleyen bir yasa yok. Yine de her iki örnek de öğretici: doğa, inanç ve güvenlik kaygısı, toplumların ölüm gibi sıradan ama sonuçları ağır bir olguya yaklaşımını bambaşka bir şekle sokabiliyor.
İnsanlar sıra dışı olana doğal olarak yönelir—hele ki işin içinde biraz gizem varsa. Buna bir de ölüm ve yasak fikri eklenince, hikâye zihne mıhlanıyor. Bu anlatıların bu kadar tutması şaşırtıcı değil.
Asıl mesele, sağlam olguyu parıltılı anlatımdan ayırmak. Resmî bir yasak olmasa da bu yerlerde ölümün “caydırılmasının” çok somut nedenleri var ve üzerine düşününce gayet mantıklı görünüyor.