01:29 31-12-2025
Yolların olmadığı köyler: Giethoorn’dan dünyaya bakış
Kanallarla örülü yolsuz köyleri keşfedin: Hollanda’nın Giethoorn’undan dünyadaki arabasız yerleşimlere, artıları-eksileri ve turizm dengesiyle pratik bir bakış.
Bugünlerde otoyollarda, hızlı güzergâhlarda hatta toprak yollarda neredeyse her yere gidebiliyormuşsunuz gibi geliyor. Yine de yeryüzünde yolların hiç gerekmeyebileceği yerler var. Kimse yapmadığı için değil, onlarsız da hayatın gayet güzel aktığı için. Sokaklar kanala dönüşür, arabaların yerini tekneler alır ve sessizliği yalnızca küreklerin suya değen hafif şapırtısı bozar. Yolsuz köylerle tanışın.
Arabasız yaşam
Evler, sokaklar ve bir iki dükkânı olan sıradan bir köyü gözünüzde canlandırın. Yolsuz yerleşimlerde tablo değişir. Evler su kıyısına sıralanır; aralarından geçen şey bir araç yolu değil, bir kanal ya da nehir olur. İnsanlar birbirine küçük köprülerden geçerek ya da tekneyle ulaşır. Araba yoktur, ama neredeyse her evin bir iskelesi vardır—garaj gibi, sadece tekne için.
Yerliler yürür, bisiklete biner ve daha uzun mesafelerde suya çıkar. Yiyecek, ev eşyaları, hatta çöp—her şey teknelerle taşınır. Alışmak zaman alabilir; sakinlerine göreyse bu, hayatın doğal akışıdır. Yavaş ritim, günlük koşturmayı sanki daha dingin bir vitese geçirir.
En bilinen örnek: Hollanda’daki Giethoorn
Giethoorn, yolsuz köylerin yıldızı; boşuna Hollanda’nın Venedik’i denmiyor. Burada hareket suyun üzerinde ya da dar yaya patikalarında olur. Köy, kanalların dilimlediği kara parçalarının üzerine kuruludur.
Giethoorn’da her ev, yaya köprüleriyle birbirine bağlanan küçük adacıkların üzerinde yer alır. Araba yoktur, ama tekne çoktur—hem de bolca. Kimi sakinler elektrikli tekneler kullanır, kimileri sade kürek teknelerine bağlı kalır.
Gezginler arasında popüler olsa da gündelik hayat akmaya devam eder. İnsanlar çalışır, dükkânlar açılır, çocuklar okula gider. Tüm bunların tek bir yol olmadan sürdüğünü görmek insana etkileyici gelir.
Başka nerelerde suyla yol alınıyor
Giethoorn tek değil. Dünyanın dört bir yanında arabayla ulaşılamayan köyler var. Örneğin Hindistan’da bazı yerleşimler doğrudan suyun üzerine kuruludur ve günlük hayat teknelere dayanır.
Kimi zaman yollar bataklıklar, sık ormanlar yüzünden ya da nehir yolculuğunun daha kolay oluşu nedeniyle yapılmaz. Bu tür topluluklara başka ülkelerde de rastlanır; özellikle iklim ve coğrafya yol inşasını zor ya da pahalı kılıyorsa.
Yolsuz yaşamanın artıları ve eksileri
Bu yaşam biçiminin kendine has yanları var. Artıları açık: sessizlik, temiz hava, ne trafik sıkışıklığı ne motor gürültüsü. Her şey daha ölçülü, daha ağırkanlı ve doğaya daha yakın hissedilir.
Ama eşya taşımak—özellikle hacimli olanları—zahmetli olabilir. Tıbbi yardım ya da itfaiye daha geç ulaşabilir. Kışın buz tuttuğunda ya da fırtına bastırdığında yolculuk iyice zorlaşır.
Sabır ve planlama ister. İnsanlar sükûneti ve sadeliği değerli buldukları için kalır; bazen hız ve konforun önüne geçen de budur.
Turistler ve yerliler: dengeyi bulmak
Böyle yerler ünlenince, ziyaretçiler de peşinden gelir. Bir tekne turu yapmak, alışılmadık bir yaşamı yakından görmek isterler. Turizm gelir getirir; ama kalabalığı, gürültüyü ve yükselen fiyatları da beraberinde taşır.
Örneğin Giethoorn’da sezon zirve yaptığında, sakinler bazen yalnızca eve varmak için bile güçlük çeker. Amaç, misafirlere açık kalırken köyün karakterini korumaktır—iki tarafın da birbirini gözetmesiyle yürüyen ince bir denge.
Neden önemli
Bugün böyle köyler nadir, ama akla bir soru düşürüyor: Gerçekten her yere yol döşeyip otopark yapmak zorunda mıyız? Kimi yerlerde her şeyi olduğu gibi bırakmak—sakin, ağır ve suya göre kurulmuş—daha akıllıca olabilir.
Bu topluluklar bize yaşamanın başka bir yolunu hatırlatıyor: daha yavaş, motorsuz, suyun kıyısınca.